4 Ocak 2010 Pazartesi

öyle bir anda öyle öylesine...

Bir mevsimin diri diri yollarında yürüyorum. Rahatsız olmuşçasına top yekûn.

Sızlatır olmuşum günahlarımı bile. O kadar günahlarımın dışına çıkmışım ki, artık günah ben, günahta başka bir ben’lik olmuş.

Anlatınca eskir bilirsin ya yaşananlar. İçi boş değişkenlere yol açmışım.

Günahlarım arkamda bin bir türlü ezgiyle seslenirken. Güne ait olan boş paragraflar,

Alışıla gelmiş replikler uslandırmaz artık beni.

Her şey değişiyor da neden eskimiyor bir türlü acılar. Hengâmen olmuşken her şey.

Sende gerisi gibi vesaire…

Üstüme düşen vazifelerimi de sürgüne verip öyle geleceğim, işte öylesine seveceğim her şeyi.

Cennetime gideceğim, günahlarımı yakıp, kavgalarda bulanıp, kalbimde büyüttüğüm o dünyayı da alıp gideceğim.

Döndüğümde arkama öylesineydi deyip, kurumayan dudağıma aşifte bir sevgi yapıştıracağım.

Senin gibi olacak yani her şey, yani öylesine işte.

Bir ezgisinde günün, yeniden bir oyuna tutuşacağım. Literatürde buna Aşk deniyor.

Başlıyor evcilik, bu sefer sen aşk, ben âşık.

İşte bu kalbim işte buda yaşanacak güzellikler kabım.

Sen geleceksin bir gün ve başlayacak bitecek bir oyun.

Sonra uyanacağım o en heyecanlı yerinde evciliğin.

Kalk hadi bitti, buydu hepi topu.




Tanıdın/Sevdin/Ayrıldın



Ama üst yanında duracak kokusu, artacak kıskançlıkların, ellerin üşüyecek, hesabı böyle kesilecek…

Annen seslenecek, ‘hadi dağıttın etrafı, topla ortalığı.’

Ve o mutlu son…



Başladığın yerde olacaksın.




Akla-karalarına devam / Soruların hala cevapsız / Hüzünlerin tanıdık



Kaybolduğun kentin eskicisi olursun birden. Eskiler senin eskilerin olur, başkası için parçaların.

Günaha meyilli, alkolden hallice bir durum alıverir. Korkuların kaçak.

Leylim ley hallerin.

Öyle bir anda işte her şeye öylesine diyeceğim.




Öylesine…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder